Kıyamet Melekleri / Legion
Ayy o neydi öyle? Biz nasıl bir film izledik yahu… Dünyada Tanrı’ya olan inaç yok olmuştur. Filmde Tanrı’dan ‘O’ diye bahsediliyor. Burada insanoğlunu sınamak falan yok, direkt yok et mantığı var. O’nun kötülük melekleri var. Hani beyaz melek, yumuşak kıvrımlar falan bu melekler de yok. Kapkara, kocaman, ürkütücü… Çoklar ama biz iki tanesiyle muhatap oluyoruz.
Aşk Çeşmesi / When in Rome
Romantik komedilere nasıl bir çeşni katsak diye düşünen yapımcı yönetmenler sonunda mistik ve mitolojik bir romantik komedi yaratmayı başardılar. Yine aşk hayatında hayalkırıklığı ve kendini yollara vuran kız sendromu var. Buraya kadar her şey normal. Adı da Beth. Beth Roma’ya ablasının düğününe gider, sonra aşk çeşmesindeki sihirli paraları toplar, zira sarhoş olur kendini kaybetmiştir.
Parlak Yıldız / Bright Star
Piyano’ filmi ile Cannes tarihinde Altın Palmiye’yi kazanan tek kadın yönetmen olan Jane Campion’ın son işi bu. Kendisi 2005′te İstanbul Film Festivali’nde Altın Lale jürisinin de başkanı olmuştu. Altı yıl aradan sonra çektiği bu son filmi de mayıs ayında Cannes 2009′da yarıştı. Campion’ın kariyerinin en iyi filmi olarak övülüyor ‘Bright Star’. Filmde İngiliz şair Keats’in yaşamının son yılları dokunaklı bir anlatımla gözler önüne seriliyor.
Beni Unutma / Remember Me
Biz onu soluk benizli, duygusal bir vampir olarak sevmiştik ama duygusal bir insan olmasına da itirazımız yok. Robert Pattinson kez şehirli, ailesi dağılmış ve isyankar bir genç. Kimsenin kendisini anlamadığı düşüncesi de pek tipik… Ally’i yani gittikçe hayatının aşkı olan kadını tanıyana dek. Aslında o ana dek aşk denen duygunun çemberine düşmemiş olan Tyler afallar, bocalar ve Ally’e sımsıkı sarılır.
Yeşil Bölge / Green Zone
Afişten de görüleceği üzere bu bir Matt Damon filmi. Yani aslında yönetmeni Paul Greengrass tabii ama her kareye sinen Damon durumu var… Filmimiz 2003 yılında Amerika’nın Irak’a yaptığı çıkartmalardan bir anekdota odaklanıyor. Amaç saptırma eylemleri var, işin içinde CIA var, bir de basın var. Yani hayatımıza yön veren üç azılı güç desek yalan olmaz. Yani gerçeğin derinlere gömülüp, onun yerine başka olayların yalanında debelenen insanlar var ama sonra durum değişiyor. Bunu yapan da birinci sınıf Astsubay Roy Miller. Ama işi o kadar kolay değil, casusların arasında sıkışıyor.
Beyaz Bant / Das Weisse Band – The White Ribbon
Her yerde söylüyorum burada bir kez daha söylerim Haneke ne yaparsa izlerim… Haneke tarzını gittikçe artan bir belirsizliğe doğru götürse bile. Eskiden göstere göstere rahatsız eden Haneke artık rahatsızlık boyutunu daha gerilere çekip, kim vurduya gitti, ne olduğu belirsiz durumları yaratmayı seçiyor.
Sinema Tutkusu
Yıllar önce, üniversitedeydik Jean-Charles Tacchella’nın Travelling Avant (Öne Kaydırma) diye bir filmini seyretmiştik. Görüntü’yü çıkarttığımız arkadaşlarımız ile birlikteydik. Film bizi düşünsel olarak etkilememiş; ama birçok açıdan heyecanlandırmış, duygulandırmış ve biraz da hüzünlendirmişti. Film, 1948 yılında Paris’te bir araya gelen bir grup genç insanın sinema yapmak, sinema kulübü kurmak için giriştikleri çabaları, aralarındaki ilişkileri anlatıyordu. Bu gençler için sinema hayatın merkezi, belki de ta kendisiydi; ama “hayatta sinemadan başka şeyler de olduğu”nu hatırlatanlar da sürekli filmdeydi. Ne olursa olsun Tacchella, filmin sonunda yeniden hayat ve sinemayı özdeşleştiriyordu.
Playboy Hollywood’u kurtaracak
Playboy’un efsanevi sahibi Hugh Hefner, Hollywood’un simgesini yazıyı kurtarma kararı aldı. Bir süredir kurtarılmayı bekleyen ünlü yazı Hefner’ın 900 bin dolarlık bağışı ile kurtulacak.
Hollywood’un tepelerine 1923 yılında inşa edilen ve zamanla Los Angeles‘ın simgelerinden biri haline gelen “Hollywood” yazısı emlak yatırımcılarının kuşatmasından kurtuldu.
Sinema bu değil
‘Bağımsız ruh’ taşıyan iki film
Robert Redford’un kızı Amy Redford’un ilk filmi “Gitar” ile Austin Chick imzalı “Ağustos”, New York’ta yani kapitalizmin göbeğinde yalnızlıktan sıyrılmaya çalışan iki bireyin öykülerini biçimci bir yönetmenlikle sinemaya aktarıyorlar. İlkinin üçlü ilişki kavramına yaklaşımıyla gösterdiği cesareti ile ikincisinin röntgenci kamerasıyla gelen sinema dili ilginç anlar çıkarırken, bizim genç yönetmenlerimiz için ders niteliğinde işçilikler sunmayı da ihmal etmiyorlar. Bunun ana sebebi elbette her ikisinin de stüdyo katkısı taşımayan bağımsız filmler olmaları.