‘Bağımsız ruh’ taşıyan iki film
Robert Redford’un kızı Amy Redford’un ilk filmi “Gitar” ile Austin Chick imzalı “Ağustos”, New York’ta yani kapitalizmin göbeğinde yalnızlıktan sıyrılmaya çalışan iki bireyin öykülerini biçimci bir yönetmenlikle sinemaya aktarıyorlar. İlkinin üçlü ilişki kavramına yaklaşımıyla gösterdiği cesareti ile ikincisinin röntgenci kamerasıyla gelen sinema dili ilginç anlar çıkarırken, bizim genç yönetmenlerimiz için ders niteliğinde işçilikler sunmayı da ihmal etmiyorlar. Bunun ana sebebi elbette her ikisinin de stüdyo katkısı taşımayan bağımsız filmler olmaları.
Kanal D Home Video’nun piyasaya sürdüğü “Gitar” (“The Guitar”, 2008) ile DVD’si Tiglon’dan çıkan “Ağustos” (“August”, 2008), Türkiye’de sinemalardan önce ilk kez ev sinemasında izleyiciyle buluşuyor. Her ikisinin de New York’ta sıkışan bireyleri ele almaları bir tarafa, yönetmenlik stilleriyle, temalarıyla ve bildik formüllere yaklaşımlarıyla ‘bağımsız ruh’ dediğimiz şeyi taşımaları başarıya ulaşmalarını sağlamış.
Sinemamız için derslik iki bağımsız film
Öncelikle “Ağustos”un yönetmeni Austin Chick’in stil olarak formalist yönetmenliği tercih ettiğini, 2002’de çektiği Sundance Film Festivali’nde yarışan “XX/XY”den biliyoruz. Bu da hızlı kurgu, müzik ve sürekli renklere veya ekrana müdahale anlamına geliyor. Onun yanına ise Amy Redford eklenmiş. İlk filmi “Gitar” ile belki de Lynne Ramsay gibi biçimci kadın yönetmenlerin arasına dahil oluyor sinemacı. Tabii her iki filmin de açılımları farklı ancak sinema eseri üretme konusunda taşıdıkları ruh aynı.
Örneğin son dönemde izlediğimiz “En Mutlu Olduğum Yer”in (2010) yönetmeni Kağan Erturan ile “Konak”ın (2009) yönetmeni Cem Akyoldaş da biçimci yönetmenlik stilini oturtmaya çalışan isimler. Ancak ilk filmlerinde bir ‘usta kıvılcımı’ vermiyorlar. Zira kurgu ve görüntü yönetimi konusunda ciddi sıkıntıları var. TV veya reklam alanına daha yakın seyrediyorlar. Sinemanın gerektirdiği o dilden bihaber takılıyorlar. Bu sebeple de iki film de bizim genç yönetmenlerimiz için bir ders niteliğinde. Öyle ki Redford 28, Chick ise 24 yaşındayken üretmiş bu yapıtları.
‘Cléo’nun üçlü ilişkili versiyonu
“Gitar”a döndüğümüzde karşımıza Robert Redford’un kızı Amy Redford’un yönetmenliğinde bir eser çıkıyor. Henüz açılış sekansında Saffron Burrows’un canlandırdığı Melody’i alt açı tekniğiyle ve kendi iç sesi ile resmeden yönetmen, sıçramalı kurgu tekniğiyle de tarzını belli ediyor. Bu biçimci girişin devamında ise ‘alt açı’nın sebebinin kapitalist kulelerin içinde iş sahibi bir metropol insanı tasviri için olduğunu anlıyoruz.
Öyle ki bunun devamında karakterimiz iki ay ömrü olduğunu öğreniyor, işinden ayrılıyor ve sevgilisi tarafından terkediliyor. Yani kapitalizm dayatmalı hayat bir anda yerle bir oluyor. Buradan sonra ise Agnes Varda’nın liderliğini yaptığı o ‘ölümüne kısa bir süre kalmış bir insanın psikolojisi formülü’nün izini sürüyoruz. “5’den 7’ye Cléo”nun (“Cléo de 5 à 7”, 1962) yolunda bir açılımı var “Gitar”ın anlayacağınız…
Bu bağlamda da aslında özgürlükçü bir hayatın, yani bilinçaltındaki ‘mükemmel’in yürüyebileceği tek zamanın parasız, zaman dolu ve yalnız bir dönemde var olabileceğini anlatıyor. Bunun devamında karakterin müzik ve her türlü cinsiyetle girdiği seks de ‘kapitalizm hayat haricinde’ olarak konumlandırılıyor. Melody’nin sıkışmışlığı ise Redford tarafından biçimci yönetmenlik teknikleriyle görselleştiriyor. Bunun devamında da aslında ‘sistemin yarattığı hayatlar’a gönderme yapan bir drama dönüşüyor “Gitar”.
Elbette Redford’un Saffron Burrows, yeni yıldız adayı Paz de la Huerta ve Isaach de Bankole’yi içine alan ‘üçlü illişki filmi’ kavramına el atıp bunun son 10 yıldaki en cesur açılımını salgıladığını da not düşmeden geçmemek lazım. Öyle ki Bernardo Bertolucci ve Woody Allen’ın başaramadığını gerçekleştiriyor yönetmen pelikülde…
Röntgenci kapitalizmin alamet-i farikaları
Austin Chick’in “Ağustos”u ise yine New York’ta yani ABD’nin en korkutucu metropolünde sıkışmış bir adamın hikayesine uzanıyor. Bu kez merkezde Josh Harnett var. Tom Sterling, internetin ‘.com’ olayını yıkmak isteyen bir şirketin CEO’su konumunda. Lafın özü, tam bir kapitalizm esiri. Şirketi iflas ettiğinde bile endüstriden elini ayağını çekip Melody gibi özgür yaşayamıyor. Tam anlamıyla sıkışmış durumda.
Senarist, “Vahşi Zarafet” (“Savage Grace”, 2007) ile tanıdığımız Howard E. Rodman. Yönetmen yine alışık olduğu 2.35:1 oranında çalışmış ve stiliyle dikkat çekmiş. Röntgenci bir kamera ile kapitalizmin mahremiyet tanımayan bakışını yansıtmanın peşine düşüyor. Böylece yalnızlığı farklı bir görselikle resmetmeyi beceriyor. Tom Sterling’in çöküşünü 11 Eylül saldırısının bir ay öncesindeki ağustos ayına yerleştirmesi de politik bir açılım getiriyor.
Ancak esas önemli olan nokta, Melody’nin de Tom’un da üstlerindeki bütün sorumluluklardan arınıp umutlu bir New York yaşamını aramaları. Zira kapitalizm o kadar sıkıştırıyor ki, elinizi ayağınızı kıpırdatamayacak bir sonla yüzleşiyorsunuz. En iyisi her türlü dayatmadan ayrı yaşamak öyle değil mi?
Kerem Akça’nın Önerdiği 15 DVD:
1-Bloom Kardeşler (The Brothers Bloom)
2-Yaman Tilki (Fantastic Mr. Fox)
3-Avatar
4-Acı Aşk
5-Ricky
6-Gitar (The Guitar)
7-Yankı (The Echo)
8-Vavien
9-Başka Dilde Aşk
10-Fame (2009)
11-Ağustos (August)
12-2012
13-Ada: Zombilerin Düğünü
14-İspiyoncu (Informant!)
15-Julie & Julia
