Ben nasıl Robin Hood oldum?
Çocukluğumuzdan beri ‘zenginden alıp fakire veren’ abi olarak tanıdığımız Robin Hood bir kez daha beyazperdede… Robin Hood aslında sözlü edebiyat kahramanı, efsanesi. Kulaktan kulağa yayılarak her geçen zaman içinde biraz daha gelişerek nesilden nesle geçen bir İngiliz halk kahramanı… Bildiğimiz kadarıyla tek bir doğru figür olarak bakabileceğimiz gerçek bir Robin yok. Robin Hood’un hikâyeleri, “Kafa Koparan Robin” ile 9. yüzyıl ortaçağ dönemine kadar uzanırken, 15. ve 16. yüzyıla ait günümüze kadar gelmeyi başarmış Robyn Hode’un Misafiri, Robin Hood ve Kapıdaki Keşiş ile Robin ve Rahip gibi yazınsal baladlar bulunuyor. Hatta anlatılanlara göre Robehod soyadı sıklıkla kanunsuz olan adamlara verilmiş. Yani “Robin Hood” hırsızlar tarafından kullanılan bir takma isimmiş. Buraya kadar hiçbir karizmatik yanı bulunmayan bu kahramanın sınırlar aşırtan yanı ise mülksüzlük kavramını yücelten bir politika gütmesi oldu… Beyazperde ve televizyon bu tarz kahramanlara pek meraklıdır, nitekim bu ilgi Robin Hood üzerinde de gelişti. Robin otuzun üzerinde unutulmaz sinema ve televizyon yapımında karakterize edildi, 1913 yılında Ivanhoe uyarlamasıyla başlayan Robin Hood filmleri serisi, Douglas Fairbanks (Robin Hood, 1922), Errol Flynn (Robin Hood’un Maceraları, 1938), Sean Connery ve Audrey Hepburn (Robin ve Marian, 1976) ve Kevin Costner (Robin Hood: Hırsızlar Prensi, 1991)’la devam etti. Bunların yanı sıra Patrick Troughton’un BBC serisi Robin Hood (1953), Robin of Sherwood (1984) ve yakın zaman önce çekilen Robin Hood (2006) gibi başarılı televizyon dizilerine de konu oldu.
Popülaritesine rağmen Robin’in beyazperde hikâyesi nadiren gelişti. Film yapımcıları, şeytani Nottingham Şerifi, kötü niyetli Guy of Gisbourne ve simgeleşmiş kederli Leydi Marion gibi bildik hikâyelerde ufak tefek değişiklikler yaptı. İster istemez Robin, bazen mülksüzleştirilmiş bir asilzade olarak, çoğunlukla da zenginlere hak ettikleri cezayı, fakirlere de mutluluğu veren kahraman bir hırsız olarak tasvir edildi. O yüzden Robin Hood bir kez daha beyazperdede denince yüzlerde bir heyecan, mutluluk ve merak oluşmamış olabilir. Ama bu kez biraz farklı. Asıl hikaye Kral Richard’ın ordusunda sıradani hatta bencil bir okçunun, Robin Hood olarak tanıdığımız efsaneye dönüşmesini anlatıyor. Yani Robin Hood hem kendi tarihine hem de o dönemin akşınına yön vermiş oluyor.
Bu iki akış paralel geçişlerle veriliyor. Yani bu film bugüne kadar çekilmiş bütün Robin Hood filmleri için başlangıç niteliğinde. Baştan sona hız kesmeyen, öyküsünü aşk, atışma, çatışma, tarihi eksenli ayak kaydırmalar, çalmanın anlamı, nazik olmanın yüceliği üzerine kuran film bence izlenmeyi hak ediyor. Cannes’ı da açan film bence sizin de içinizi açacak… Robin Hood ruhunun tekrar nüksetmesi için gayet başarılı bir film, Ridley Scott ve has oyuncusu kıvamındaki Russell Crowe’un Gladyatör’den sonra bir kez daha buluşmasına vesile oldu. Tarihi bir yüzü olan Cate Blanchett de bu hırsızın kalbini çalan gururlu, çalışkan ve güzel kadın olarak karşımızda… Robin Hood, bir beyaz atlı prens kıvamında yaklaşıyor kocasının savaştan dönmesini bekleyen bu sabırlı kadına… O yüzden herkes için kurtuşun temellerini de o andan itibaren atmış oluyor, kendi efsanesini yazmaya soyunuyor. Zenginden alıp fakirlere veren adam her daim koca bir alkışı hak ediyor!
