Robin Hood
Robin Hood’a meyilli bir kuşak olarak, Robin Hood bir kez daha beyazperdede denince yüzlerde bir heyecan, mutluluk ve merak oluşmamış olabilir. Ama bu kez biraz farklı. Asıl hikaye Kral Richard’ın ordusunda sıradan, hatta bencil bir okçunun, Robin Hood olarak tanıdığımız efsaneye dönüşmesini anlatıyor. Yani Robin Hood hem kendi tarihine hem de o dönemin akşınına yön vermiş oluyor.
Bu iki akış paralel geçişlerle veriliyor. Bu film bugüne kadar çekilmiş bütün Robin Hood filmleri için başlangıç niteliğinde. Baştan sona hız kesmeyen, öyküsünü aşk, atışma, çatışma, tarihi eksenli ayak kaydırmalar, çalmanın anlamı, nazik olmanın yüceliği üzerine kuran film bence izlenmeyi hak ediyor. Cannes’ı da açan film bence sizin de içinizi açacak… Robin Hood ruhunun tekrar nüksetmesi için gayet başarılı bir film, Ridley Scott ve has oyuncusu kıvamındaki Russell Crowe’un Gladyatör’den sonra bir kez daha buluşmasına vesile oldu. Tarihi bir yüzü olan Cate Blanchett de bu hırsızın kalbini çalan gururlu, çalışkan ve güzel kadın olarak karşımızda… Robin Hood, bir beyaz atlı prens kıvamında yaklaşıyor kocasının savaştan dönmesini bekleyen bu sabırlı kadına… O yüzden herkes için kurtuşun temellerini de o andan itibaren atmış oluyor, kendi efsanesini yazmaya soyunuyor. Zenginden alıp fakirlere veren adam her daim koca bir alkışı hak ediyor!
