‘Örümcek Adam’ estetiğiyle büyü filmi
Kült mertebesine ulaşan “Şeytanın Ölüsü” serisi ile tanısak da “Örümcek Adam” sayesinde çizgi roman estetiğine yaptığı katkılarıyla da önemsediğimiz Sam Raimi, bir büyü filmi ile karşımızda. “Kara Büyü”, taşıdığı safkan korku bilinciyle belirse de esasen çizgi romanların dokusundaki pastel renklerin estetiğini kullanmak isteyen bir alt tür örneği gibi yürüyor. Bunu yaparken, gore (kanlı) durduğu anlar, atmosfer yarattığı sahneler ve daha nicesinin katkısıyla etkileyici ve profesyonel durmayı da beceriyor.
Sam Raimi adı, genelde korku ve fantastik alanını akla getirir. Öyle ki yönetmen; “Şeytanın Ölüsü” (“The Evil Dead”, 1981) gibi bir korku üçlemesiyle kült bir kitleye ele geçirdikten sonra, yine aynı sayıda filmden oluşan ‘Örümcek Adam’ (‘Spider-man’) serisi ile adını çoğu kesimce ‘çizgi roman uyarlamalarının estetiğini yenileyen adam’ olarak da kabul ettirdi. Zira yönetmenin “Basit Bir Plan” (“A Simple Plan”, 1998) gibi kara film ve “Hızlı ve Ölü” (“The Quick and The Dead”, 1994) gibi western örnekleri bulunduran çok çeşitli bir filmografisi olmasına karşın genelde ‘korkunun ustası’ ibaresiyle anıldığı bilinir.
Korku çekmese de pazarlayan bir yönetmen
Zaten 2000’den beri korku filmi çekmemesine karşın 10 yıldır bu kimliğini sürekli hissettirme konusunda geri kalmamıştır. Yönetmenin destek verdiği filmler arasında “Garez” (“The Grudge” 2004) ve “30 Gün Gece” (“30 Days of Night”, 2007) de vardır.
Öyle ki “Kara Büyü”, Raimi’nin kariyerindeki beşinci korku filmi aslında. Ancak büyü filmi, istismar filmi, zaman yolculuğu filmi, zombi filmi, parapsikolojik korku filmi gibi alanlarda faaliyet göstermesini de becermiştir kendisi bu kadar az yapıtla. Rahatlıkla ‘korkunun her alt türünde film çektim ben!’ diyerek övünebilir.
Aslında “Şeytanın Ölüsü”nün korkunun amatör ruhlu ve bağımsız odaklı akabileceğini ispatlayan, böylece belli bir çağın cesaretini kamçılayan film olması Raimi’yi ilahlaştıran ana sebeptir.
“Şeytanın Ölüsü”, 70’lerin korku ruhunu kült bir dokuya kavuşturmuştu
Eserin bu bağlamda kült bir seriye dönüşmesi de boşuna değildir. Zira ucuz efektlerine karşın, korkuya hakim bir izlenim vermiştir. “Tepenin Gözleri” (“The Hills Have Eyes” 1977), “Teksas Katliamı” (“The Texas Chain Saw Massacre”, 1974) gibi ormanda ya da tarlada kaybolup katledilen gençlerin hikayelerini anlatan filmlerin ‘slasher filmi’ konseptini farklı bir boyuta taşımasıyla dikkat çekmiştir.
Onlar gibi, o zamanlar kullanılan 35 mm kameranın aksine bir önceki dönemin aleti olan 16 mm ile çalışması da grenli, düşük çözünürlüklü ama gerçekçi bir doku katmıştır filme. Bu sebeple de 2000’de çektiği “3. Göz” (“The Gift”), yönetmenin en ciddi korku filmidir. Parapsikolojik korku filmi alanında ilginç ve ustalıklı bir denemedir.
Sanki çizgi roman estetiğiyle çekilmiş bir büyü filmi gibi…
“Kara Büyü” ise kült olma arzusundan asla vazgeçmemesine karşın, her saniyesinde atmosfer yaratma becerisinin katkısıyla da korkutmayı iyi beceren bir yapıt. Ancak bir taraftan Raimi’nin türe hakimiyetini ortaya koyarken, bir diğer taraftan ise “Örümcek Adam” ile yaşadığı sinemasal ya da plastik değişimi vurgulayan pastel renklerin ve yapay dünyanın hakimiyetini taşıyor.
Sinemaskop formatında çekilen filmde efektlerden kan rengine kadar her şey o kadar profesyonel ki, yönetmenin büyü filmi konseptini A sınıf bir yapıya oturtmak istediğini çözmek zor değil. Zaten burada daha çok çizgi roman estetiği ile bir büyü filmi çekmek istermiş gibi bir hali var Raimi’nin. Bu profesyonel efektlere ve ışıklara kurgu geçişlerinin de eklenmesiyle ister istemez bu duyguya kapılıyoruz. Filmografisinde böyle bir eğilim benimsemek istediğini düşünüyoruz.
Raimi, korku sahnesi çekmeyi sevdiği için bu filmi projelendirmiş
Ama aslında “Kara Büyü”, Raimi’nin büyü filmlerine saygı duruşunda bulunduğu eseri olarak anılabilir. Bu doğrultuda da mendil, sinek, düğme, göz gibi motifleri çok iyi kullandığını ve kara eşek gibi bir mitik figürü de zekice yerleştirdiği söylenebilir.
Bu motiflerin her birinden birer sahne çıkarması da aslında korku sahnesi çekme konusundaki tutkusunu ortaya koyuyor bizce. ‘Düğme’nin paraya tekabül ederek mitolojik okumalara açık hali de antolojilere geçecek bir düzeyde öyle ki. Anlayacağınız, “Kara Büyü”, Raimi’nin zevk aldığı bir çekim süreci sebebiyle üretilen, profesyonel duran ve korkutmayı beceren bir film.
Ancak o meşhur ‘korkutucu yaşlı kadın’ motifini kullanırken kült ve eğlenceli yerlere sapmaktan gocunmadığı da söylenebilir. Hatta aman zaman istismar filmi sularına girmesiyle birlikte kanlı (gore) durduğu bile iddia edilebilir. Fakat her şeyden önemlisi filmin Raimi’nin hikayeleri anlatış şeklini özetleyen bir iskeleti olması…
Yalnız metropol insanının sıkıntısını korku kalıplarıyla anlatmak
Öyle ki bu aslında bir yıllık sevgilisi, mutlu bir ilişkisi ve terfinin sınırına gelmiş bir iş kariyeri Christine’in hikayesi. Bir olay ile bu mükemmeliğin yıkılması, aslında Raimi’nin rahat metropol yaşamına olan garezini ortaya koyuyor. Öyle ki yönetmen, onu tehdit etmek için bu hikaye yapısını devreye sokuyor. Aslında bu sebeple de bu durumun yani uygulanan büyünün karakterin rüyası olup olmadığı konusunda sürekli bir sorgulama içine giriyoruz.
Ancak bunun sonucunda durumun tamamen ‘metropolün konformist yaşamları’nın arkasına sıkıştırdığı ya da bastırdığı şeylerin geriye dönmesi olarak yorumlanması mümkündür. Öyle ki bu mükemmeliği taşımayan, bir gözü kör, parasız, mağdur ve yaşlı bir kadın, bu patlamanın odak noktası. İlk büyü de onun sayesinde geliyor zaten. Ardından da büyü filmindeki o içine bir şey girme, ruh çıkartma seansı gibi motifleri izliyoruz.
Anlayacağınız buradaki ana amaç Raimi’nin metropol hayatının gözüken mutluluğunu eleştirmek istemesi. Bunu da atmosfer başarısı ve kusursuz efektlerle yerine getiriyor. Nihai sonuçta lanetin, büyüyü cehennemden aldığı gerçeğine bağlanması filmin, “Poltergeist” (1982) ile de akraba bir yere oturmasını sağlıyor. Öyle ki o noktada cin filmi alt-alt türüne de ucundan girmiş oluyor Raimi. Ancak esas hedef, yönetmen alanda bir saygı duruşu göstermek istemesi veya keyif alması. Bu da filmin ana yapısının mükemmelliyetçiliğine yansıyor zaten…
