Anneler ve Kızları
Film isiminden de anlaşıldığı üzere anneler ve kızlar hakkında. Kavuşamayan, bir kuşak oluşturamayan, kayıpların ve bulamayışların acısıyla katmerlenmiş bir film. Karen terapist ve ellili yaşlarda agresif bir kadın, annesiyle oturuyor ve hayatın açmazlarında kendi kavruk hikayesini yaşıyor. Onun bu tavırlarının altında elbette henüz onyedi yaşında doğurduğu ama evlatlık vermek zorunda kaldığı ve o günden bu güne hiç görmediği kızının acısı var. Ve karşı cinse duyduğu öfkenin tortuları…
Elizabeth ise iş tecrübesini hayranlık boyutunda gözümüze sokan, kendinden emin bir avukat, hayatın taşlı yollarını kendi kendine kat etmiş güçlü, güzel ve genç bir kadın. Kendinden bir hayli büyük yeni patronu Paul’le yakınlaşmaları, ona sahip olma özgüveni Elizabeth’i bizim gözümüzde de ister istemez yüceltir… Ama bu ‘üste’ çıkma çabalarının altında yatan şeyin acı, tatminsizlik ve güvensizlik olduğunu anlmamamız uzun sürmez. Bu yıllarca acılarla perçinlenmiş anne kız birbirlerini aramaya karar verirler ve aynı zaman diliminde karşı ataklara geçerler. Bir kıvılcım ikisinin de içindeki alevi ateşler adeta. Bu arada hikayenin başka yanında Lucy ve ve kocası evlat edinme çabasındalar… Bu bir kavuşamadan kesişme hikayesi, gayet güzel ve akıcı bir dram… Yönetmen Rodrigo Garcia’nın filmlerinden biri olan yine bir kesişme hikayesi Utopia ile benzerlikler gösterdiğini ama son filmi Passenger’in bir hayli üstüne çıktığını söyleyebiliriz. Filmi bir kadın filmi olarak atfedebiliriz, erkeklerin yardımcı güç olarak bu acılı ve güçlü duruşa eşlik ettiklerini belirtebiliriz. Tabii zaman zaman filmin rotası şaşıyor, acının harmanı olan Elizabeth etik değerleri de iplemeden dalıyor mevzuya, komşunun kocasına meylediyor, acıdandır diyoruz ama rahatlık hacmine de azıcık afallıyoruz. Naomi Watts Elizabeth rolünde pek güzel döktürürken kadroya as eleman olarak dalan Annette Bening ve Samuel L. Jackson filmi daha da şenlendiriyor..