Ateşli Gençlik
“Chuck & Buck” ve “İyi Kız” gibi iyi yazılmış senaryolu komedileriyle dikkat çeken bağımsız yönetmen Miguel Arteta, dördüncü filmi “Ateşli Gençlik”te de kendisinden bekleneni yerine getiriyor. O da üç boyutlu yan karakterler, yerinde mesajlar, cesur meseleler, oyunculara alan açma ve samimiyet. Bunların ışığında burada karşımıza çıkan gençlik komedisi kıvamında John Hughes’un 80’lerdeki eserlerini hatırlatan bir yapıt. Tabii bu samimiyet ve bağımsız başarıda, son yılların yükselen genç oyuncusu Michael Cera’nın da payı büyük.
1997’de çektiği “Star Maps” ile sinemaya girse de esasen 2000 tarihli “Chuck & Buck” ve 2002’de ürettiği “İyi Kız” (“The Good Girl”) ile adını duyurmuştu Miguel Arteta. 2000’lerin başının en samimi ve rahat izlenir bağımsız filmlerinin yaratıcısıydı kendisi. Senaristi Mike White’ın da bu durumdaki katkısı büyüktü elbette. Yıllar geçtikçe ikili ayrı yolların insanları olsalar da, kendi kariyerlerindeki geleneklerini aynen sürdürdüler.
Bağımsız sinemada kaliteli komedilerin has isimlerindendir
Aslında Arteta’nın belki de yedi sene film çekmemesinde Mike White ile ayrılmasının payı büyük olabilir. Öyle ki bir senariste ihtiyacı vardı yönetmenin. “Charlie Bartlett” (2007) ile parlayan Gustin Nash’i bulması da belli ki “Ateşli Gençlik”i (“Youth in Revolt”) projelendirme konusunda kendisini cesaretlendirmiş.
Öncelikle Arteta, diyalog, samimiyet ve oyunculuk odaklı yürüyen bir yönetmendir. Daha çok mesajları doğru olan senaryoların ve ‘felsefik komedi’ kavramının aranan ismidir sektörde. Yani filmlerini çok abartmak doğru olmaz, ancak izleyince keyifle tüketilip doğru mesajlarıyla da dikkat çeker bunlar bir ölçüde.
John Hughes’un gençlik komedilerini akla getiriyor
“Ateşli Gençlik” de yönetmenin ergenlikteki eşcinsel eğilim meselesini ele aldığı durum komedisi “Chuck & Buck” ile oltasını ilk aşka uzattığı romantik-komedi “İyi Kız”ın ardından biraz da John Hughes’un gençlik komedilerini akla getiren bir eser. Ancak o dönemin “Heathers” (1989) ile ‘suçlu gençler’in izini süren orijinal kara komedisini de hatırlatıyor çokça.
Bunun yanında yönetmenin zaman zaman alternatif çizgi roman estetiğinin yaklaştığı söylenebilir. Arteta, ilk filmini çekmiş olsaydı bu eseri onun “Rushmore”u (1998) olarak görebilirdik. Ancak burada çizgi roman kareleri arasındaki geçişleri andıran özel kurgu sekansını ve araya giren animasyonları; Michael Cera’nın karakterinin gençlik bakış açısı olarak adlandırıyoruz. Ama biraz da isyankar bir duruşu var “Ateşli Gençlik”in.
Yan karakter yazımının profesyonelliği mizah dozunu arttırıyor
Aslında yönetmenin amacı yine durum komedilerinin o birçok karakteriyle dikkat çeken, bu yönelimiyle de mesajını yerine ulaştırabilen filmlerden birini üretmek. Bu doğrultuda da Steve Buscemi’nin baba karakteri, Ray Liotta’nın polis üvey baba tiplemesi, Justin Long’un uyuşturucu satıcısı kayınbirader karakteri, Adhir Kalyan’ın müslüman öğrenci karakteri, Rooney Mara’nın kaşar kız tiplemesi ve daha nice yan karakterle güldürmeyi beceren, bunların altını da doldurabilen adeta Woody Allen tadında bir gençlik filmi var karşımızda.
En önemlisi de Michael Cera ile Portia Doubleday’in birbirlerine uyumları. Tabii Cera’nın François Dillinger adlı alter egosu veya “Ölüm Korkusu”ndaki (“Vertigo”, 1958) kılık değiştirme mantığını ayaklandıran Carlotta resminin kılığına girmesi gibi absürd anlar da eğlenceli alanlar açıyor filmin derinlerinde, samimiyet ve senaryo başarısı sayesinde. Böylece gençliğin samimiyetini aşk ve mizah soslu, zaman zaman da ‘göstermelik suç’ ile yakalayan keyifli bir eserle yüzleşiyoruz.
Entelektüel altyapısıyla ve işlevsiz aile eleştirisiyle de dikkat çekiyor
Bunların yoluyla gelen film muhabbetlerinde “Serseri Aşıklar”dan (“A Bout de Souffle”, 1959) “Tokyo Hikayesi”ne (“Tôkyô monogatari”, 1950), Kenji Mizoguchi’den Jean-Paul Belmondo’ya uzanan entelektüel bir bilinç de var. Bu da “Ateşli Gençlik”in sinefil bir gençlik filmi olmasını sağlıyor.
Tabii aile kavramına ve banliyö yaşamına yaklaşım da neredeyse “Amerikan Güzeli” (“American Beauty”, 1999) seviyesinde bir işlevsizlik salgılıyor. Sürekli sevgili değiştiren veya uyuşturucu komasına giren aile bireyleri var burada öyle ki. Bu portrenin esas amacı da John Hughes filmlerinde gördüğümüz gibi gençliğin tarafını tutan bir dünya çizmek temelde…
Lafın özü Arteta’nın kalitesini ve mesajını doğru veren bir isim olduğunu bir kez daha ispatlıyor “Ateşli Gençlik”. Ergen çocukları ‘suç’ ile özdeşleştirse de bunun ucuna gidip ‘kaçan katil aşıklar’ yapmıyor ve daha çok ‘ileride buluşacağız’ gerçekliğinin izini sürüyor. Bu da elbette senaryonun, karakterlerin ve oyuncuların katkısıyla gelen samimiyetin başarısı olarak görülebilir. ‘Sıkışmış gençlik’in tablosu da böylece çizilmiş oluyor alttan alta elbette…