Başlangıç
Uzun yıllardan beri şöyle nitelikli bir bilimkurgu izlemedim diyorsanız, bilim kurgu aksiyon sinemasına son dönemin popüler hikaye anlatıcısı Christopher Nolan’dan güçlü bir dokunuş; The Inception…Aslında çok da yeni olmayan rüya içinde rüya fikrinin, 60’ların “ekip” filmlerinin ya da 70’lerin büyük soygun filmlerinin ruhuna sahip bir hikayede demlenmesinden ve kusursuz bir zanaatla sunulmasından dolayı The Inception izleyen herkesi heyecanlandıracak ve yaz sıcağında keyifli biraz da beyin açıcı bir 2.5 saat geçirmenize yol açacak bir film…
Başarılı bir castinge sahip yapımda, Leonardo Di Caprio artık iyice oturmuş fiziğiyle bebek yüzlü karakter oyuncusu olma lanetinden sıyrılmışcasına güçlü bir oyunculuk sergiliyor. Bir önceki filmi olan Zindan Adası’nda da benzer bir rolde oynaması da bu etkiyi güçlendirmiş olabilir. Ayrıca görünen o ki Christopher Nolan kendi kurduğu dünyaları anlatmakta daha başarılı. Batman filmlerinin dokusunu elinden geldiğince değiştirmesine rağmen yine de bir şablona bağlı kalan yönetmen bu rüya dünyasını yaratırken kendini daha özgür hissetmiş olmalı. Filmin kahramanlarının rüya katmanlarında daha da alta giderken olay kurgusunun karmaşıklaştığı ve takip etmenin bir miktar zorlaştığı film finale doğru anlatımını tekrar basitleştirerek seyricinin salondan tam bir tatmin duygusuyla ayrılmasına yol açıyor. Hans Zimmer Gladyatör’den bu yana en iyi film müziklerine imza atıp filmin atmosferine on numara bir giriş yapıyor…