Hırsızlar Şehri
Hırsızlar Şehri’ni izledikten sonra Ben Affleck hep film çekmeli diyor insan. Good Will Hunting’in senaryosunu Matt Damon ile birlikte yazan Affleck taa o zamanlardan umut vaat ediyordu. Ama o tercihini oyunculuktan yana kullandı, büyük küçük her türlü yapımda yer aldı ama nedense istenilen ilgiyi yakalayamadı ve yaratamadı bir türlü. Gözümüzde daha çok yakışıklı ve boş erkek imajı yaratmak istedi, o istiyor diye biz de hayır demedik!
Sonra 2007 yılında Gone Baby Gone / Kızımı Kurtarın filmini yazdı yönetti. Yine içimizde heyecan dalgaları yarattı, bu adamda iş var dedirtti. Hırsızlar şehri ikinci yönetmenlik denemesi. Yine on ikiden vuruyor, bir suç çetesinin içine atıyor bizi… Ama bir yandan da aksiyon aksiyon gazı vermiyor, bir mahalle hikayesi kuruyor, herkesin derinine iniyor, herkesin hikayesinin birbiriyle bağlantı noktasını da o şekilde kuruyor. Film Chuck Hogan’ın Hırsızlar Prensi adlı kitabından uyarlama. Gayet klasik bir konu aslında, hep bu son olsun diyerek soyguna başlayan ve mesleğinde inanılmaz profesyonel olan bir adam, onun sıkı kankası, kırığı, aşık olduğu başka bir dünyadan kadını, acıları ve özlemleri. Ama hepsinin dozajı, naifliği, bizi perdeye bağlayan bir tat barındırıyor. Bizde hem oynayan, hem yöneten yakışıklı bir adamın elinden çıkma düzgün bir filmi izliyoruz…
