Adalet Oyunu
Film adalet sistemine kendince büyük eleştiri getirmeye çalışıyor. Yasaların yapamadığını bireyler yapabilir mi diyor inceden… Gizemli bir şekilde başlayan hikaye sonunda çözülmelerle devam ediyor ama sonunda yargıya dair son sözü koymaktan özellikle kaçınıyor. Suçun bir vicdan olduğunu, işleyenin de yargılayanın da vicdanında olup biten bir hadise olduğunun altını özellikle çizmeye çalışıyor.
Yani yargıyı mahkeme salonlarından, daha tarafsız olduğunu düşündüğümüz bir ortama sokuyor ama nedense emekli ağır ceza hakimi Sezgin Bey’in vicdanını bir türlü rahatlatamıyor sonuç. Sorgulama sürecinde herkes kendine rolüne bürünüyor. Adalet Oyunu adına yaraşır bir film. Özellikle de adaletin terazisi bu kadar dengesizken, herkes kafasına göre suçun sınırlarını belirlemişken ortama deva katıcı bir sorgulama aracı olarak düşebilir. Ama filmdeki didaktik anlatım ve abartılı oyunculuklar gerçeklik algımızı zedeliyor. Mustafa Uğurlu’yu yıllar sonra beyazperde de görmek çok keyifliydi.
Ama kendini tiyatral aktörlüğe fazlasıyla kaptırmış halini izlemek bir süre sonra ıstırap olmaya başlıyor. Neyse ki filmde de bir aktörü canlandırıyor ve abartısı en azından bir yere yaslanıyor. Sezgin Bey’in damadını canlandıran Uğurlu / İlker karısını öldürmekle suçlanmış ve sonrasında beraat etmiş bir adam. Filmin alt metinlerinde kızına çok düşkün bir babanın, onunla evlenmiş olan bir adama tepkisi hatta nefreti, adamın oyuncu olmasına ayrı bir hıncı olması gibi durumlar da ortaya çıkıyor. Yani yargılama süreci gizli saklı aile sırlarını, kişisel tutumları, sebep ve sonuç ilişkilerini ortaya döküyor.
