Julia’nın Gözleri
Guillermo del Toro’nun yapımcılıktan ötesine uzanan, kendi imzası fantastik anlayış dağınık olsa da filmin geneline yayılmış ve hissedilebilir boyutta. Gerçi ilk yarıda gerilim pompası yapan film ikinci yarıda tökezleyip kahramanlarının eline nostaljik bir bıçak koyar hale geliyor.
Katilin kim olduğu konusunda kafamızı bir hayli ve iyice karıştıran filmin altından çocukluk sanrıları çıkması da geriye dönük bir korku klişe sunsa da Julia’nın Gözleri gözden ve görünür olmaktan yola çıkarak epey psikolojik altyapılar sunuyor bize. Var oluş nedeni olarak körlerin kendisine muhtaç olma egosundan tutun da, değişen ruh halleri ve odaklanma kişiliklerine göre tam bir klişe. Ama bunu plastik efektlere bırakmak yerine yiğidi öldür ama hakkını yeme mantığıyla bir güzel döşüyor gözümüzde. Bir ara özellikle ikinci yarıda uzatılması ise biraz ‘göz’den düşme hali yaratsa da tekrar tekrar toplamaya çalışıyor.
Ve duygusal gerilim her daim canlı tutuluyor. Oyuncu koltuğunda ise başarılı performansları ile Belén Rueda, Lluís Homar ve Pablo Dorqui’yi görüyoruz. İspanyol sinemasındaki abartıdan uzak ama bir yandan da şiirsel olabilen oyunculukları özellikle beğenirim ama Belén Rueda gerilimi de duyguyu da aktarmakta son derece başarılı bir aktris olarak çok sevdiğim El Orfanato’dakine yakın bir düzeyi tutturmayı başararak öne çıkıyor. Amerikan korkularından uzaklaşmak istiyor ve İspanyol korkularına güveniyorsanız göz atmanız yeterli!
