Maymunlar Cehennemi: Başlangıç
1968’de bilimkurguyu B tipinden A sınıfına transfer eden “Maymunlar Cehennemi” (“Planet of the Apes”), sonrasında iki devam filmi, iki önbölüm, bir de yeniden çevrim ile yoluna devam etti. Özellikle 1970’lerde markalaştığına şüphe yok filmin. Ancak 2001 tarihli Tim Burton imzalı yeniden çevrim, o ‘asap bozucu’, ‘karanlık’ ve ‘ürkütücü’ maymun (ya da ilkellik) hakimiyetinin ‘aksiyon’u öne çıkaran bir günümüz temsiline dönüşmesini sağladı.
Bu seferki 70’lerdeki önbölümlerin önbölümü olma işlevini üstleniyor
İşin doğrusu şimdilerde sadece öylesi bir yaklaşımla karşımıza çıkarılabilirdi bu olay örgüsü ya da durum. Zira maymunların dünyayı ele geçirdiği kıyamet sonrası bilimkurgu-zaman yolculuğu filmi arasında gidip gelen omurga, son 30 yılın ‘robot’, ‘cyborg’, ‘klon’, ‘bilgisayar’, ‘internet’ gibi atılımlarıyla yerini başka şeylere bıraktı.
Ancak ilginçtir Burton’ın filminin üzerinden 10 sene geçmesine karşın, 1972 ve 1973 tarihli “Maymunlar Cehenneminde İsyan” (“Conquest of the Planet of the Apes”) ile “Maymunlar Cehenneminde Savaş”ın (“Battle of the Planet of the Apes”) önbölüm işlevlerini daha da ‘geriye çekme’ sevdasındaki bir projeyle karşı karşıyayız bu sefer.
Demode kalmış alt türleri ya da formülleri canlandırmak mı istiyor?
Peki peki “Maymunlar Cehennemi: Başlangıç”ın (“Rise of the Apes”, 2011) mite yeni bir şey ekleme arzusunu takdir etmeli miyiz? Her şeye rağmen ‘elbette’ diyebiliriz. Zira Hollywood’da hiç fikir üretmeden ayakta durmaya çalışan filmler de izliyoruz. Ancak ortaya çıkan şeyin bilimkurgunun demode kalmış alt türlerini ya da formüllerini canlandıran bütünüyle günümüzün duruşunu kaldıramadığı çok açık.
Üstüne üstlük ‘Maymunlar Cehennemi ruhu’nun ‘ilkellik sanayileşmenin-bilimin önüne geçebilirse nasıl geçer?’ sorusuna meyletmesi de, birazcık omurgayı “2001: Uzay Yolu Macerası”vari (“2001: A Space Odyseey”, 1968) bir mesaja bağlıyor. Böylelikle de doğrusunu söylemek gerekirse ‘olgun sular’da bir seyir izlemek istemiş bu yeni önbölüm.
Gün ışığında bilimsel deney filmi
Aslında ilk filmin ve sonraki iki önbölümün karamsar ve korkutucu hali, burada sanki bir ‘aile filmi’ saflığına transfer edilmiş gibi. Zira James Franco’nun “Sağduyu”dan (“The Ape”, 2005) alışık olduğu ‘maymunla dostluk kurma’ özeline bir kez daha iniyoruz. Bu doğrultuda da karşımızda onun ‘eblek’ ve sadece Danny Boyle gibi oyunculara sırtını yaslamayan bir yönetmenin elinde malzemeye dönüşebilecek yeteneği gerçek anlamda bir ‘dişleklik’ şölenine dönüşmüş.
Bunun yanında bir süre bilimkurgunun türsüz dönemindeki ‘bilimsel deney filmi’ şablonunun Dr. Caligari, Dr. Frankenstein ve François Delambre (Sinek) karakterlerinin ‘pörsümüş’ temsillerinden birini izliyoruz. İşin garibi, bunların zamanında Vincent Price gibi akılda kalıcı-tedirgin edici korku oyuncuları tarafından canlandırılıyor olması. Zira burada senaristler belli ki ‘gün ışığında bilimsel deney filmi’ yaratmak için yola çıkmışlar. Böylelikle bu formülün özündeki ‘ailesel mesajlar’ uzvunu koparıp seyirciye sunmayı tercih etmişler.
“Hanzo”nun ciddi versiyonu diyebilir miyiz?
Bu durum da maymun-insan ya da ilkellik-bilim ilişkisine odaklanan ve böylece yaratıcı-yaratım ikilisini akla getiren bir aile filmi izleğine götürüyor bizleri. Babası ile maymunun aynı ‘geliştirme’ maddesinden yemesi ise aslında önceki ve sonraki jenerasyon noktasında bir evrimsel değişimle yüzleşmemizi sağlayan senaryoyla biraz olsun oyalanmamıza olanak tanıyor.
Tüm bunlar fikir bazında iyi gözükse de Rupert Wyatt’ın ‘memurluk’ göstermesi ile bir bakıma 10 dakikalık hikayeden 75 dakikalık bir ilk bölüm izliyoruz. Maymunun bir hayvan hastanesine tıkılması ise “Hanzo”ya (1975) kaynaklık eden “Trog”vari (1970) doğa-kültür ilişkisine dair metinlerle yüzleşmemizi sağlıyor. Zaten “Maymunlar Cehennemi: Başlangıç”ın tür algısı da bu durumdan ibaret.
Devamı “King Kong”un izini süren bir film olacak
Film öncelikle maymunları yıllar sonra öteki olarak belirlemesiyle, ilk filmin o üzerimize üzerimize bakıp Post-Vietnam korkusuna vurgu yapan hallerini öne çıkarmak istemiş. Ancak bilimsel deney filmi ile aile filmi arasında sıkışan eserin türsel demodeliğiyle ancak 70’lerde bu omurgayı kaldırabileceği kesin. Bu durum da korkutuculuktan ziyade bir ‘motion-capture tekniğiyle iyi yaratmış adamlar!’ saygısına yol açıyor.
Son 30 dakikada aldığı yön ile ‘maymun istilası filmi’ne dönüşmesi ise daha çok “King Kong” (1933) ile akrabalık kuran “Monkey Shines” (1988), “Link” (1985), “The Ape” (1940), “Congo” (1995) gibi ‘canavar filmi’ ile akraba eserleri hatırlatıyor. Belli ki bundan sonrası gelirse o yapıt, maymun istilası filmi kavramına açılacaktır.
Kısa hikayeyi uzun metraja yayma arzusu en büyük sorunu
Ancak bir gerçek var o da “Maymunlar Cehennemi: Başlangıç”ın serinin üzerine yeni bir şey koymazken, demode tür algılarıyla ilerlemesi. Bu durum da motion capture teknolojisi ile elde edilen maymunun evrim geçirme sürecindeki zekanın, Golden Gate Köprüsü’ndeki çatışma sahnesinin ve sondaki korkutucu ‘savaş başlıyor’ tablosunun öne çıkmasını engelliyor.
Zaten belli ki Wyatt, ‘her şeyin başlangıcı’nı yapmak isterken 10 dakikalık öyküyü uzun metraj film bütününe yaymaktan mustarip olmuş. Bu durum da maymunların konuşma tekniklerindeki yapaylıktan tutun ‘kötü adam bekçi’ye kadar son derece klişe şeyleri beraberinde getirmiş. Bu da kendimizi konuşan hayvanların bulunduğu live-action filmlerin (Bkz. “G-Force”, “Beverly Hills Çivuavua”) farklı bir tasarımında hissetmemizi sağlıyor. Sadece ‘bilim başımıza zamanı geldiğinde bir şeyler açacak’ deyişi doğru bir noktaya gidiyor. O da daha önce görülmemiş bir şey değil.
FİLMİN NOTU: 3.9
Künye:
Maymunlar Cehennemi: Başlangıç (Rise of the Planet of the Apes)
Yönetmen: Rupert Wyatt
Oyuncular: James Franco, Andy Serkis, Tom Felton, Freida Pinto, John Lithgow, Brian Cox, David Oyelowo
Süre: 102 dk.
Yapım Yılı: 2011
