Salgın
Karakterlerle özdeşleşerek, lineer hikaye kurgusunu takip ederek, mükemmeliyetçi görkeme-görüntülere kapılarak veya ana akım anlatıyla izlenerek tüketilmeyi reddeden bir salgın filmi. ‘Bir bağımsız film-bir stüdyo filmi’ içeren filmografisiyle bilinen Steven Soderbergh, bu sefer bunların ilkini ikincisinin bütçe ve oyuncu kadrosuyla dengelemiş. Çevreci bir salgın filmiyle dünyanın döngüsel sorunlarına dikkat çekerken, türün kalıplarını bozup ‘ana akışın başı ile sonunun yerini değiştirmek’ gibi dönüşümsel şeylere de imza atmış. İlerleyen dönemde “Salgın”, “Yeryüzündeki Aşk” ve “Körlük” ile birlikte yeni milenyumun ‘postmodern’ algılı salgın filmlerinden biri olarak anılacak ona şüphe yok.
Zombi filmi ve felaket filmi ile akrabalık kuran salgın filmi, aslında 2000’ler coğrafyasına ve sinemasına uygun bir alan değil. Zaten türün, “Körlük” (“Blindness”, 2008) ve “Yeryüzündeki Son Aşk” (“Perfect Sense”, 2011) gibi dönüşümcü ya da tabiri caizse postmodern ürünler dışında bir ‘gövde gösterisi’ yapması da kolay değil formatına bakınca. Bu sebeple de Soderbergh’in önünde şapka çıkarmak gerek.
