Ejderha Dövmeli Kız
Kara filme hakim yaklaşımıyla bildiğimiz David Fincher, kariyerinin üçüncü seri katil filmiyle karşımızda. Stieg Larsson’un çok satan Millenium Üçlemesi’nin ilk ayağının Amerika tabanlı uyarlaması olan “Ejderha Dövmeli Kız”, polisiyenin özündeki ‘safkan’ dokuyu yakalarken “Yedi”nin ruhunu yaşatan kalıcı bir esere dönüşmüş.
Ancak o virajdan farklı karakter motivasyonları, araştırmacı zihniyeti, dramatik yapı yönelimi ve seri katil tanımıyla sıyrılırken toplumsal yozlaşma, kadına uygulanan şiddet, Nazizim ve konformist Kuzey ülkelerindeki zengin egemenliği üzerinden söyledikleriyle de dikkat çekiyor. Fincher, 90’ların sonunda Norveç çıkışlı “Insomnia” ile belli bir ivme kazanan polisiye geleneğine, 2011’de İsveç romanının Hollywood temsili “Ejderha Dövmeli Kız”la sınıf atlatma peşine düşmüş.
Bu doğrultuda da 2000’lerde ürettiği birçok eserin üzerinde bir işle çıkagelmiş. Bunda müzik, görüntü yönetimi ve ses kurgusunun daha önce görmediğimiz ‘tekinsiz bir görsel-işitsel doku’ ile seri katil filmi mizanseninin etrafını sarmasının payı büyük. Böylece Stieg Larsson’ın dahiyane romanı sonunda hak ettiği sinema temsilini bulmuş.
