Salgın
Karakterlerle özdeşleşerek, lineer hikaye kurgusunu takip ederek, mükemmeliyetçi görkeme-görüntülere kapılarak veya ana akım anlatıyla izlenerek tüketilmeyi reddeden bir salgın filmi. ‘Bir bağımsız film-bir stüdyo filmi’ içeren filmografisiyle bilinen Steven Soderbergh, bu sefer bunların ilkini ikincisinin bütçe ve oyuncu kadrosuyla dengelemiş. Çevreci bir salgın filmiyle dünyanın döngüsel sorunlarına dikkat çekerken, türün kalıplarını bozup ‘ana akışın başı ile sonunun yerini değiştirmek’ gibi dönüşümsel şeylere de imza atmış. İlerleyen dönemde “Salgın”, “Yeryüzündeki Aşk” ve “Körlük” ile birlikte yeni milenyumun ‘postmodern’ algılı salgın filmlerinden biri olarak anılacak ona şüphe yok.
Uzaylıların Şafağı
Uzaylı istilası filminin ‘mağdur’ ana karakterlerini siyahi çocuk çetesinden seçen, onların lehçesinden bolca beslenen ve sözsel göndermelerle yürüyen bir parodi. İngiliz mizahı dediğimiz o kültürel oluşumdan beslenen “Uzaylıların Şafağı”, Edgar Wright’ın 2000’lerde bıraktığı etkiden güç depolarken hedeflerini çok yüksek koyamamış. Her şeye rağmen “Super 8”in muhafazakar, duygusal ve demode ideolojisinden irkilenlere ilaç gibi gelecek bir film bu.
Kolombiyalı: İntikam Meleği
1960’larda “Siyah Gelinlikli Kadın”da veya “Come Drink with Me”de gördüğümüz ‘kadın katil prototipi’ seneler boyu aksiyona da uzanan bir yol açtı kendisine. “Kolombiyalı: İntikam Meleği”nde ise “Tanrıkent”in Güney Amerika sinemasının ‘suç’ algısına getirdiği stilize ve sosyopolitik devrimden besleniyor. Ancak filmin tek kozu Hollywood standartlarında bir aksiyon bombardımanına imza atan yönetmen Olivier Megaton.
Vampir Cehennemi
Saklı Ruh
Kanıma Gir
2008’de vampir filminin yıllar boyu var olan geleneklerini minimalist Avrupa sanat filminin içine sokarak, alt türü ‘dramatik’ ve ‘derinlikli’ bir noktaya taşımıştı “Gir Kanıma”. “Canavar”ın yönetmeni Matt Reeves imzalı “Kanıma Gir” ise o sağır edecek kadar abartılı efektli Amerikan yeniden çevrimlerinden olmasa da detaylarda kaybolan bir film orası kesin.
Julia’nın Gözleri
Dehşetin Gözleri
“Kayboluş”tan bu yana en korkutucu Hollanda filmi olarak nitelenen “Dehşetin Gözleri / Two Eyes Staring (Zwart Water)”, “Halka”, “Garez” ve “Yetimhane” gibi filmlerin izinden giden hikayesiyle Elbert van Strien’ın ilk uzun metrajlı filmi. Hollywood için yeniden çevrim haklarını Charlize Theron’un aldığı bu psikolojik gerilim, son olarak Fantas Porto 2011’de En İyi Film ve En İyi Senaryo Ödüllerini aldı.
Ruhlar Bölgesi
Paranormal Activity’den ciddi ciddi korktuğum için bu filme gayet gardımı alarak gittim. Giriş jeneriği bir hayli uzun tutulan film bizi germek için çabalayacağını daha baştan belli ediyordu. Ruhlar Bölgesi aslında birçok fikrin bileşkesi. Astral seyahatten tutun da, arada kalan hayaletlere, bunun insanlara yansıması ve korkutmasına kadar çoklu bir anlatım hali sunuyor.



