Yaz gelince sinemalar da yazlık olsa keşke!

Eskiden, daha çok yani seksenli yıllardan önce, sinemaya gitme, evden çıkıp toplu hareket etmenin, toplu olarak gülmenin ya da gözyaşı dökmenin ritüeliymiş… Her şehirde, her kasabada nüfusa göre birer ikişer hatta beşer tane yazlık sinema varmış. Anıları biraz kurcalarsak İstanbul’da her semtte neredeyse bir tane… Balat, Yedikule, Kasımpaşa, Kuzguncuk, Beylerbeyi ve daha niceleri… Sanki yazlık olmaları, daha bir deniz kenarında olmalarından kaynaklı gibi…  Akşamları çocuklarının dışarı çıkmasına izin vermeyen anne babalar bile izin verme haklarını geceye yayılan bu nostalji perdesi için kullanırlarmış…

categoriaUncategorized commento0 Yorum data16/05/2010

Sinema Tutkusu

Yıllar önce, üniversitedeydik Jean-Charles Tacchella’nın Travelling Avant (Öne Kaydırma) diye bir filmini seyretmiştik. Görüntü’yü çıkarttığımız arkadaşlarımız ile birlikteydik. Film bizi düşünsel olarak etkilememiş; ama birçok açıdan heyecanlandırmış, duygulandırmış ve biraz da hüzünlendirmişti. Film, 1948 yılında Paris’te bir araya gelen bir grup genç insanın sinema yapmak, sinema kulübü kurmak için giriştikleri çabaları, aralarındaki ilişkileri anlatıyordu. Bu gençler için sinema hayatın merkezi, belki de ta kendisiydi; ama “hayatta sinemadan başka şeyler de olduğu”nu hatırlatanlar da sürekli filmdeydi. Ne olursa olsun Tacchella, filmin sonunda yeniden hayat ve sinemayı özdeşleştiriyordu.

categoriaUncategorized commento0 Yorum data30/04/2010